Page 140 - PR PARAGRAF
P. 140
PARAGRAF REHBERİ ANLATICI TÜRLERİ 2. BÖLÜM
3.
Öğleye kalmadan bastıracak haziran sıcağı, kendini şimdiden ele veriyordu. Her şeyi ağırlaştıran, nemli bir mendil vardı
sanki şehrin üstünde. O sıralar çalışmış olduğum matbaaya erken gelmiştim. Sabahın yedi buçuğunda matbaa sakindi.
Önüme dosyalar yığılmasına daha çok vardı.
Aşağıdaki metinlerden hangisi anlatıcı bakımından bu metinle özdeştir?
A) 16 yaşındayken bir yaz günü dedesiyle İzmir’de alışverişe çıkmıştı. Caddenin en güzel yerinde ailesinden kalan bir dük-
kânı vardı. Dedesi gülümseyerek dükkânı gösterdi, ileride burada bir kitapçı açmayı hayal ettiğini söyledi. Bunu söyler-
ken bir iyilik yayıldı dedesinin yüzüne. Beş yıla kalmadan tüm mal varlığını kaybedeceğini bilemeden.
B) Sincabı korkutarak kaçırdığını görünce yavru kurdun cesareti arttı. Az sonra karşısına çıkan bir ağaçkakan içine yeniden
korku düşürdüyse de artık yoluna daha büyük bir güvenle devam ediyordu. Kendine olan güveni öylesine tamdı ki yolu-
nun üstüne fırlayan bir kuşa oynamak istercesine pençesini uzattı ama yediği gaga darbesiyle kendine geldi.
C) Hiçbir zaman özel biri gibi hissetmedim kendimi. Karşıma çıkan en değerli insanlar bile Kafka’nın kitaplarını okumuş
ama onların aslında komik olduğunu anlayamamış gibi davranıyordu. Ondaki mizahı bir tek ben görebiliyordum. Belki de
kimsede bunu görebilecek bir derinlik yoktu.
D) Gece yarısına birkaç dakika vardı. Sinemanın kapısında iki siyah, zarif at arabası durdu. Sinemadaki filmin bitmesini
bekleye bekleye sabrı tükenen bekçi, atların sırtını sıvazlamakla oyalandı. Ara sıra sinemanın girişindeki saate üzüntülü
bir göz atsa da ayakta kalmaya daha fazla dayanamayıp bir köşeye çöküverdi.
4. Aşağıdaki metinlerden hangisi farklı bir kişi ağzıyla yazılmıştır?
A) Yuvamın inşaatını tamamladım, sanırım yuvam güzel de oldu. Dışarıdan bakıldığında sadece büyük bir delik görünüyor
ama aslında bu deliğin bir yere vardığı yok, birkaç adımda kayalarda son buluyor. Bu aldatmacayı bilinçle yaptım, diye
övünmek istemem. Daha önceki pek çok başarısız yapı denemelerimden miras bu.
B) Ne yapacağım konusunda tümüyle karasız kalmış hâldeydim. Hemen yola koyulmam gerekiyordu; on mil ötedeki köyde
ulaşmam gereken bir hasta, onunla aramdaki mesafeyi dolduran bir tipi vardı. Tekerlekleri büyük, ağır olmayan, tam bu
köy yollarına göre bir arabam vardı. Elime çantamı almış, yola çıkmaya hazırlanmış, avluda dikiliyorum fakat arabaya
koşulacak at ortada yoktu, at yoktu!
C) Patisiyle alnını ovalayan köpek “Garip! ” dedi. “Gezmediğim yer kalmadı!” Önce pazar alanından geçtim, çukur yoldan
tepeye tırmandım, tepedeki düzlükte birkaç tur attım, sonra o dik yamaçtan aşağıya indim, şosede dolandım, sola sapıp
dereye doğru ilerledim, kilisenin önünden geçtim. Nihayet buradayım işte!
D) Ülke savunma görevi ciddiye alınmışa benzemiyor pek. Bugüne dek biz de önemsemedik bunu, gündelik işlerimizin
peşine düştük fakat şu son zamanlara olup bitenler, hepimizi kara kara düşündürüyor. Ben, imparatorluk sarayına bakan
alandaki ayakkabı mağazasının sahibiyim. Henüz şafak sökerken, mağazayı açmadan, alana çıkan tüm sokakların başı
askerler tarafından kesiliyor; bizim askerlerimiz değil bunlar, kuzey illerinden gelme göçebeler.
138

