Page 141 - PR PARAGRAF
P. 141
2. BÖLÜM ANLATICI TÜRLERİ PARAGRAF REHBERİ
5. Aşağıdaki metinlerden hangisinde anlatım üçüncü kişi ağzından yapılmıştır?
A) Kapının önünde bir kapıcı duruyordu. Taşradan gelen bir adam kapıcının önünde durdu ve ona içeriye girmek istediğini
söyledi. Kapıcı ise şu anda onu içeri sokamayacağını bildirdi. Adam durdu, bir süre düşündü, daha sonra girip gireme-
yeceğini sordu. Kapıcı “belki” diye yanıtladı. “Ama şimdi girmen mümkün değil.” diye eklemeyi de unutmadı.
B) Çakallardan biri arkamdan yanaştı, kolumun altından geçerek iyice sokuldu. Benim sıcaklığımdan yararlanmak ister
gibiydi; daha sonra karşıma geçti, tam gözlerimin içine bakarak konuşmaya başladı. “Çevrende gördüğün çakalların
en yaşlısı benim. En sonunda seni burada görüp selamlamaktan mutluyum. Seni öyle uzun zamandan beri bekliyoruz,
neredeyse umudumuzu yitirmiştik.” dedi.
C) Kadıköy’e gidiyorduk. Sonu leylak renkli sisler içinde eriyen Marmara’nın kubbeli, ince minareli, uzun ve uyumuş ufuk-
larında büyük ve beyaz kenarlı bulutlar, parçalanmış köpük dağları hâlinde yavaş yavaş büyüyordu. Vapur dopdoluydu.
Son düdük öttü. İki yandaki çarklar, dar kafeslerinde birden uyanan alışkın ve müthiş denizaygırları gibi hiddetli bir gürültü
çıkararak kımıldandı. Bütün vapur hafifçe sarsıldı.
D) Yüzlerce, belki binlerce senelik zeytin ağaçlarının arasında uzanan çukur, iki yanı böğürtlen ve hayıtlarla örülü yolda ağır
ağır yürüyordum. Arkamdan yükselen güneş, gölgemi araba izlerinin kıvrımları üzerine serip uzaklara kadar götürüyor;
deniz tarafından yüzüme doğru esen hafif fakat serin bir bahar rüzgârı, kasabadan uzaklaştığımı hatırlatıyordu. Kırağı
yemiş toprak ve taze çimen kokusu etrafı kaplamıştı.
6. Aşağıdakilerden hangisinde anlatım birinci kişi ağzıyla yapılmıştır?
A)
Dimitro, isterse dükkânından kimseyi geçirtmeyecek kadar can sıkan söz söylemesini bilen bir adamdır. Daha olmaz-
sa deniz kenarındaki kapıyı açık bırakıp sütçü dükkânının sokağına açılanı kapayıverir. Fakat bu dükkânın içinden
gelip geçenler haftada bir defa olsun -bu gelip geçmenin diyeti olarak- kendisine tıraş olurlar. Buradan gelip geçen-
lerden uzamış sakalını Dimitro’nun usturasına vermemiş adam yoktur.
B)
İhtiyar çınarlar, çukura gömülen eski değirmenin siyah kiremitli çatısını örtüyor ve ön tarafındaki geniş meydanı göl-
geliyordu. Ağaçların hışırtısını bastıran bir gürültüyle değirmenin altından fıkırdayıp çıkan köpüklü sular iki sıra taze
kavağın ortasından geçip ilerideki sazlıkta kayboluyordu. Burada çadır kurmak hiç de fena fikir değildi. Yüklü eşekler-
le sık sık gelip giden köylülerden, değirmenin işlek olduğu anlaşılıyordu. Ve bir kurşun atımı ötede beyaz minaresiyle
bir köy görünüyordu.
C)
Deniz... İşte bu da muazzam ve nefis bir şeydi. Kendisini gezdiren geminin güvertesine uzanarak uzaklara, ta uzaklara
bakar ve kesik kesik nefes alan sulardan başka hiçbir şey görmezdi. Çöl ve deniz hemen hemen aynı şeylerdi: Her
ikisinde aynı büyüklük, aynı ağırbaşlı sessizlik veya aynı heybetli ve derin bağırmalar.
D) Çocuklar aralarında gürültüyle konuşup gülüşmeye başladılar. Oradan geçenler bundan rahatsız olduklarını belli eder
gibiydi. Aralarından biri biraz sessiz olmalarını salık verdiyse de diğerleri dinlemediler bile. Yanlarına yaklaştım “Genç-
ler, ben de aranıza katılabilir miyim?” dedim. Bu yaşta bir adamın onları uyarmaya değil de onlara katılmaya geldiğine
şaşırarak “Olur.” deyiverdiler.
139

