Page 136 - PR PARAGRAF
P. 136
PARAGRAF REHBERİ ANLATICI TÜRLERİ 2. BÖLÜM
3. Aşağıdaki metinlerden hangisi birinci kişi ağzıyla anlatılmamıştır?
A) Yazarken kitapları bir yana bırakır, aklımdan çıkarırım; kendi gidişimi aksatırlar diye. Gerçekten de iyi yazarlar üstüme
iyi abanır, yüreksiz ederler beni. Hani bir ressam varmış, horoz resimleri yaparmış da uşaklarına atölyesine hiç horoz
sokmamalarını tembih edermiş, ben de öyle...
B) Toprak artık kış uykusundan uyandı. Takvime göre baharın geldiğini müjdeleyen 21 Mart’ı çoktan geride bıraktık. Uzun
bir kışın ardından, hiç bitmeyen soğuk ve yağışlı havaların bitmesiyle umut kıpırtıları içimizi ısıtmaya başladı bile.
C) Vapurun penceresinden, yemyeşil tepeleri, bembeyaz martıları görünce heyecanla ayağa kalktım. Tam bu sırada babam
içeri girdi. “Hazırlanın, iniyoruz. Hiç değilse bir gün temiz hava soluyacağız.” dedi. Gerçekten vapurdan inince mis gibi
tertemiz bir hava doldu ciğerlerimize. Ah, keşke her yer böyle olsa...
D) Güneş güzelim dağların ardından batmak üzereydi. Hava serinlemişti. Üşüdüğünü hissettiği için hırkasını attı sırtına.
Çevre sakindi, sanki herkes uykudaydı. Sessizlik vardı, içeriye koşup radyoyu açtı. Bir müzik yayıldı ortalığa. “Oh!” dedi,
içi rahatladı. Müzik vardı hafiften, artık üşümüyordu.
4.
Gözlemci Bakış Açısı: Gözlemci kişinin (o) bakış açısıyla yapılan anlatımda anlatıcı, gördüklerini anlatan bir şahit konu-
mundadır. Bu yöntemde anlatıcı, öykü kahramanından daha az şey bilir. Olan bitenler, okuyucuya kamera sessizliğiyle
aktarır.
İlahi (Hâkim) Bakış Açısı: Anlatıcı hikâyelerde her şeyi biliyor, zaman ve mekân engeli tanımadan her şeyi görüyorsa
hâkim açısı söz konusudur. Hâkim bakış açısı olan anlatıcı; hikâyelerde kahramanların psikolojik hâllerini, akıllarından
geçirdiklerini bilir ve üçüncü tekil şahıs ağzıyla konuşur.
Buna göre aşağıdaki metinlerden hangisi ilahi bakış açısıyla yazılmıştır?
A) Turgut, ertesi sabah çok erken uyandı. Güneşin ilk ışıkları odaya yeni doluyordu. Sıkıntılı rüyalar görmüştü. Neler gör-
düğünü toparlamaya çalıştı. Selim’le ilgili bir olayı hatırlayamadı. Bütün gece uğraşmış olduğu bir konunun rüyasına
girmemesi garip geldi ona. İçten içe “Sersem gibiyim. Biraz daha uyusam.” diye düşündü.
B) Mehmet, başından geçenleri iştahla anlatırken güneş batıyordu. Adayı saran kızıllık ortasında dev gibi bir orgun, ateş
sütunlarını andıran boruları uluyordu. Martı alayları, adanın üzerinde kıvılcımlar gibi savruluyordu. Bense bir yandan
Mehmet’i dinlemeye çalışıyor bir yandan da akşamki görüşmede söyleyeceklerimi zihnimde tasarlıyordum.
C) Kucağındaki öteberileri, sandığı kapatıp kapının ağzına kadar getirdi. Yere büyücek bir bez parçası serdi. Bez parçası
çok eskiydi. Öteberilerini bez parçasının içine doldurdu. İple dolaya dolaya, sıkı sıkıya sardı. Yavaşça yerinden kalktı evin
mutfağına doğru yürümeye başladı.
D) Otomobil birdenbire yavaşladı. Yolun sol tarafı meşe ağaçlarıyla kaplıydı, sağ tarafta ise iki minare boyunda bir yar, es-
ner gibi ağzını açmıştı. Motorun hafifleyen gürültüsü arasında aşağıdan gelen bir su şırıltısı duyuluyordu. Henüz taş bile
döşenmemiş olan toprak yolun bu kısmında çökme ve kayma tehlikesi bulunduğu için otomobiller yavaş yavaş ilerlerdi.
134

